BERNA ILGIN- BUZ KIRAĞI
Büşra Bütün
busrabutun18@gmail.com

BERNA ILGIN- BUZ KIRAĞI

03 Aralık 2021 Cuma 09:55 makaleler

Berna Ilgın Keskin ve Buz Kırağı kitaplarının yazarı olarak edebiyat dünyasında bizleri karşılıyor. Wattpad yolculuğundan sonra Epsilon yayınevi tarafından hikayeleri kitaplaştırılıyor ve bizlerin beğenisine sunuluyor. Seri kitap sevenler için nokta atışı denebilecek güzellikte kitapları olduğunu söyleyebiliriz!

 

Kendine özgü üslubu ve farklı konuları harmanlayarak hikayeleştirmesiyle, kitaplarını okumayan kesimin de dikkatini çekeceğine eminim. O halde bugün sizlere okuduğum ve severek serinin ikincisini beklediğim Buz Kırağı ile baş başa bırakmak istiyorum.

 

“Ruhuna ben bulaştım. Artık kurtulamazsın.”        -Buz Kırağı

 

Konusuna kısa bir göz atacak olursak;

Kitabımız, ailesini diri diri yakarak ölüme terk edilen Baran Demiroğlu ve psikiyatri asistanı Bahar’ı konu alıyor. Baran’ın yargılanma sürecini ve psikolojik destek almak amacıyla Bahar’ın olduğu kliniğe yatmasından sonra işlerin nasıl da tepetaklak olduğunu göreceksiniz.

Sizce bir insan gözünü bile kırpmadan ailesini diri diri yakabilir mi?

Ya da bunu yapacak kadar gözü karardıysa nasıl bir psikoloji içerisindedir?

Hele ki alevler sarmış o evin içinde canından çok sevdiği kardeşi ve annesi varken!

 

Evet, yanlış okumadınız!

Kahramanımız öyle korkunç bir şeyle suçlanıyor ki kendini savunmanın ne olduğunu bile kavrayamadan sakinleştiricilere maruz kalıyor!

Tabii zengin ve yakışıklılığını da ekleyecek olursak, Baran Demiroğlu tam bir karizma örneği çiziyor.

Peki sizce bir hasta ve doktoru arasında duygusal bir şey olması etik midir?

Etik olsa bile geçmişi peşini bırakmayan Baran, herşeye rağmen kalbinin sesini dinleyecek midir?

Aşk mı ağır basacak yoksa geçmiş mi?

Baran Demiroğlu kimdir ve ardında bıraktığı sırlar nelerdir?

Gerilim, aşk, endişe, polisiye, psikolojik durumlar ve merak peşinizi bırakmayacak!

Tabir-i caizse Berna Ilgın’ın da dediği gibi bu kitap sizin ruhunuza bulaşacak ve artık kurtulamayacaksınız.

 

Konusu itibarıyla ruhunuza bulaşan satırların arasında kaybolmak inanılmaz bir haz almanızı sağlıyor.

Bu kitabı okurken kendinizi ve hayatınızı tekrar tekrar sorgulama gafletine düşebilirsiniz.

Herşey dışarıdan göründüğü gibi midir?

Suçu ispatlanana kadar herkes masum değil midir?

Neden hep en çok kaçmak istediklerimiz aslında kalmak istediklerimizdir?

Hayatımız olağan akışında sürüp giderken bir anda bizi alt üst edecek olay yaşasak, ne olur?

Herşey size karşıyken güçlü olmak ve direnmek zor mudur?

Bir şeyi korka korka, bağıra bağıra isterken susmak zorunda kalmak nasıl bir duygudur?

 

İşte Buz Kırağı kitabındaki satırlardan birkaçı;

 

“Zamansız gelen bahar gibisin ama maalesef, her yer daha buz! Kırağı yemiş ağaç yeşermeye hazır değil. Buzlanmış dallarına asılı cesetler var.”

 

“Fırtına gelmeden önce kokusu gelir. Eğer fırtınanın gelmesi muhtemelse çoğu bitki o kokuyu alarak gelecek yağmura kendini hazırlar. İnsanoğlu da öyle... Bazen yaşayacaklarını önceden hisseder. Kaçış yoktur. Ne yaparsa yapsın kaderden kaçış yoktur.”