20 Nisan 2021 , Salı
SESSİZLERİN SESİ, GERÇEĞİN GAZETESİ

”RUHUMUZU YORDUK!” HEM DE BOŞ YERE!

6 Nisan 2021



Şebnem Sema Tuncel


Hiç en zinde anınızda “yoruldum artık” dediğiniz oldu mu? Ya bu yorgunluğun tüm ruhunuzu kapladığı sizi size karşı etkisiz hale getirdiği anları hissettiniz mi?

İnatla ve artarak sizi saran bir suskunluğun size sahiplenişini, içinizdeki coşkuların günbegün sizi terk ederek yerini tuhaf bir boşluğa bıraktığını, o boşlukta içi doldurulmaz hacimlerin sizi esir aldığını hissettiğiniz anlar oldu mu hiç?

Olmuştur sanırım. Ruhumuzdaki o kıvılcımlar değil midir ki bizi o bildik dürtüsü ile her an canlı kılsın! Fiziksel bir yorgunluğun çok ötesinde bir duyguyla yavaş yavaş gücünüzün geri çekildiğini hissettiğimiz, gittikçe pastelleşen duygularla nasıl savaşılır bunu daha anlayamadan savaşın sonunda şaşkın bir halde bulduk kendimizi…. Ne zaman girmiştik bu savaşa, ne zaman savaş bitti de kimse anlayamadı ne olup bittiğini… Sonuçta daha az pırıltılı baktığımız bu dünyada, işte o an fark ettik ruhumuzun yorulduğunu. Yorulmaya devam ettiğini…

Gözlerimizi dünyaya açtığımız dakikadan geldiğimiz bu ana kadar dirhem dirhem üzerimize gelen her şeyde biraz daha ağırlaştı duygusal yükümüz ve taşırken fark etmeden yok ettik bazı şeyleri. Bazı şeyler—belki de çok şey!

Gözlerimizdeki pırıltılar gibi, sebepsiz heyecanlarla uyandığımız sabahları yolcu ettik birer birer. Üzerinden baharlar geçti, kışlar geçti. Her kışta baharı özledik, her bahar sonunda zamansız kışlarda dondu çiçeklerimiz. Yine de yazın sıcağında kavrulurken duygularımız, sustuk, bir sonraki baharı düşleyerek avuttuk kendimizi. Dinlendirdiğimizi sandık ruhumuzu….Yaşanan bunca saçmalığa, aptallığa, yüzeyselliğe tanık olup gülümseyerek yürüdük tasaların yanından. Gerçekleri ve esas önemli olan şeylerin farkında ve bilincinde olmamıza rağmen bilmeyenlerin, farkında olmayanların yanından gülümseyerek geçtik—geçtik ama, her gülümsemede ruhumuzdaki o kıvılcımları sessizce harcadığımızı ve sonuna yaklaştığımızı nasıl fark edemedik!

Yoksa fark ettikte, kendimize neler ettiğimizi anlayamadık mı? Bildik, tanıdık hüzünleri abartmadan kabullenirken, bununla ilk kez tanışanların paniklerinde hep ilkleri oynadık. İlklerle duyguları incitmemeye çalıştık.

Herkesin dünyasına kelebek kanatlarıyla dokunmaktan bile çekindik ama lime lime edilirken ruhumuz bunu bile seslendiremedik…Ya yaşanacaklar? Bunları bilmemize rağmen yine de gülümseyerek baktık hayata, insanlara….

Bir kaç hamle sonrayı gören bir satranç oyuncusunun gözleriyle yaşama baktığımızı neden söyleyemedik, neden anlatmadık? Neden hep aptalları oynamaya devam ettik… Kırılgan dünyamızda herkesi de kendimiz kadar kırılgan hissettik ve sakındık. Başka duyguları sakındıkça içimizde tutsak bıraktık sevinçlerimizi. Ertelenmiş özgürlüklere mahkum ettik ruhlarımızı.Pek çok şeyi fark ettik ama fark etmemiş gibi yaparken geldiğimiz bu noktada “yoruldum artık” demeye bile gücümüz kalmadı…

Sonunda anladık ve sessizce kabul ettik hayatın gerçeğini. Baharı baharda, kışı kışta yaşamak gerektiğini. Kendimizi sevmenin egoizm olmadığını, herkese sadece hak ettiği kadar değerin verilmesi gerektiğini, insanların verdiğin kadarıyla değil aldığın kadarıyla almaya hakları olduğunu, sevgileri lafta yaşayanların içte yaşayanlarla hiç buluşamayacağını öğretti yaşam bize. Başka türlüsünün vakit kaybı olduğunu anladık sonunda…”Ruhumuzu yorduk!” hem de boş yere!

WhatsApp
Telegram