12 Mayıs 2021 , Çarşamba
SESSİZLERİN SESİ, GERÇEĞİN GAZETESİ

KUTLAYALIM MI, ANALIM MI?

8 Mart 2021



Bülent Pınarbaşı

1857 yılında 40 bin dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları isteyerek başlattığı ve 129 işçinin yanarak hayatını kaybettiği zamandan günümüze kadar, kadın için değişen hiçbir şey yok maalesef…

Aksine, iktidarın gizli politikaları ve üstü örtülü söylemlerine bakarak gerileme olduğunu dahi söylemek mümkün. Hayatın her alanında en ağır koşullar altında yaşama tutunma ve kendini var etme mücadelesi veren kadın “vajina” basitliğine indirgenmiş, yok sayılma ve yok edilme uğraşı karşısında kendi hakkını savunamayacak kadar aciz duruma getirilmiştir. Evdeki aile baskısı yerini evlenince koca şiddetine, işyerinde mobbing ve tacize bırakırken; sayın Cumhurbaşkanı’nın “en az üç, hatta en az beş çocuk” söylemi kadın emeğinin kendileri için “çocuk üretme ve büyütme fabrikası”ndan öte bir değer taşımadığını ortaya koymuştur.

Kadının çalışma alanında yeri ve istihdamının artırılması için “sözde” çözüm olarak getirilen ve teşvik edilen esnek istihdam biçimleri ise (kısmi zamanlı çalışma, geçici istihdam vb.) amacının aksine kadın emeğini ucuzlatmaktan başka işe yaramadı. Çünkü ülkemizde kadın istihdamı zaten büyük ölçüde kayıt dışı ve esnek çalışma prensibine dayanmıyor. Yapılan her türlü düzenleme ve “sözüm ona” kadını korumaya yönelik üretilen her proje, iş yaşamında ayrımcılığı körüklemekte. Bunun nedeni ise, sürdürülen çalışmaların kadını “insan” bütününden ayrı gören bakış açısıdır.

Oysa, öncelikle farkına varılması gereken nokta, kadının korunmaya muhtaç bir varlık olmadığının kabul edilmesidir. Kurtuluş savaşında erkeğiyle birlikte cephede boy gösteren Türk kadını, bugün de eşiyle omuz omuza yaşam mücadelesinin her alanında emeğini ortaya koymaktadır. Ancak bu farkındalığı topluma kabul ettirdikten sonra çalışan kadının emeğinin yok sayılmasının önüne geçilebilir. Bu görünmezlik sorununun aşılabilmesi için özellikle kamu kuruluşları ve yerel yönetimler ile üniversitelerin araştırma ve duyarlılığının artırılması, işçi sendikalarının bu konuya ait çalışmalarda daha aktif rol alarak kadın kuruluşlarıyla işbirliğine gitmesi, devlet politikalarında kadının sosyal taraf olarak daha fazla muhatap alınıp işbirliğine gidilmesi gerekmektedir.

Çalışabilir yaşta toplam 27 milyon kadın nüfus varken, bunun sadece 8 milyon kadarının istihdamda görünmesi, bu ülkenin ayıbıdır. Bu ayıbın kadın temsilinin % 5’i bile bulmadığı bir meclisle halledilmesini beklemek ise, sadece bir hayaldir. Hele ki, Aliağa gibi ‘emek yoğun’ bir kentte kadınlarımızın iş hayatına katılımı yüzdelere vurulmayacak kadar düşük rakamlarda seyrederken, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü anlamından saptırıp bir kutlamaya çevirmek, meydanlarda siyasi gövde gösterileri düzenlemek ise kabul edilemez bir yanlıştır. Dolayısıyla, 8 Mart’la ilgili düzenlenecek her türlü organizasyona temkinli yaklaşıyor; bu uğurda hayatını kaybeden tüm kadınlarımızın hatıraları önünde saygıyla eğiliyor ve anıyorum.

Ülkemizde, iktidarın yanlış politikaları ve söylemleri yüzünden giderek artan kadın ölümleri, şiddet, taciz ve tecavüz vakaları ancak eğitimle, kadının sosyal hayata daha fazla katılımının sağlanmasıyla önlenebilir. Önceliğimiz, Türkiye’nin kadın-erkek eşitliğinin her alanda hayata geçirildiği rol model bir ülke haline dönüştürülmesi olmalıdır.

WhatsApp
Telegram