21 Eylül 2020 , Pazartesi
SESSİZLERİN SESİ, GERÇEĞİN GAZETESİ

“ÖNCE KADINLARI VURUN!” 

13 Temmuz 2020



Şebnem Sema Tuncel

Dünya dillerine çevrilen “önce kadınları vurun” emri,  Batı Almanya’nın silahlı anti-terör masasının ve İnterpol’ün verdiği emirdir.

“Shoot the women first!”

Bu emrin açılımında ‘Eğer bir kadın ve bir erkek militan yakalarsanız önce kadını vurun. Erkek muhtemelen vazgeçip teslim olacak ama kadın asla vaz geçmez, size mukavemet eder ve sizin için en tehlikelisi odur. Bu sebeple önce kadınları vurun’ mesajı taşır.

Verilere göre, dünyada silahlı/silahsız mücadele vermiş ve halen vermekte olan toplumun kadın savunucuları dirençleri, inançları, direnişleri ile erkeklerden hep daha gözü kara olmuşlardır…

Bunun nedenleri irdelendiğinde, savaşın en ağır sonuçlarını eş, anne, birey olarak kadınlar yaşamıştır. Bazen barış için bile savaşmak gerektiğinin farkında olan kadınlar, inancın, öfkenin, yurtseverliğin, anne olarak evlatlarını koruma içgüdüsünün, eşlerine ve yuvalarına sahiplenişlerinin, tecavüzcülere karşı bedenlerini sakınmalarının, eşitlik ve insanca yaşama haklarının savunucusu olarak bu tür mücadelelerin daima içinde, hatta en başında yer almış, toplum içindeki politik duruşları ile, yıkım ve acının tam ortasındaki direnişleri ile Kurtuluş Savaşında olduğu gibi tarihe geçmişlerdir.

Bir toplumun, ilerleme yapmak istiyorsa, kadın yurttaşları daima en öne koymak zorunda olduğunu bilen ve bunu tüm topluma benimsetmiş kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu konuda alınan kararlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumsal alanda yapılan en onur verici ve önemli devrimlerin başında gelir. Birçok Avrupa ülkesinden daha önce Türk kadınına verilmiş haklar sayesinde kadın bu ülkede mücadelesinin onay ve saygı gördüğünü bilerek bireyleşmede hızla yol almıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün istediği de Türkiye’de “güçlü kadını”, kendi kararlarını alabilen, hakkını arayan ve kendi ayakları üstünde durabilen kadın bilincini, özgüvenini oluşturmak, toplumda erkek kadın eşitliğini sağlamak değil miydi? “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”

Tarihimizde zaman zaman erkek egemen toplumun baskıları sonucu güçlü kadın olmak her engellerle karşılaşsa da, günümüzde güçlü, konuşan ve birey haklarını savunan kadınların sayısı her şeye rağmen git gide artmakta. Siyasetten sanata, iş dünyasından bilime, kadınlar git gide yükseliyor. Son yıllarda tavan yapan bir dirençle evde ve sokakta mücadelesin sürdürüyor.

Bu direnci, her geçen gün elimizden kayıp giden her türlü hak ve özgürlük, kadın olmanın acizlik olduğunun empoze edilmeye çalışılması, diyanetiyle, bakanlık seviyesinde ve hatta iktidarın en tepesindekilerce kadına hakaret, aşağılama, yok sayma, eve kapatma gayretlerine rağmen, okumuş okumamış, ev kadını ya da çalışan kadınlar haklarını ararken gittikçe yükselen sesleri ile var olma savaşını sürdürüyorlar…

O zaman nasıl dur denecek bunlara?

“ÖNCE KADINLARI VURUN!”  mu denecek?  (zaten ülkemizde bir tek bu söylenmedi kadınlar hakkında)

Vursunlar isterlerse; zulme boyun eğmeyen, sorgulayan, faşizme, adaletsizliğe, kindar toplum yaratma isteğine karşı direnmeyi seçen “beyaz güller” olarak yeniden çıkarız topraktan…

“Gece en nihayetinde bitecek, güneş kadınların avuçlarından yeniden doğacaktır!”

WhatsApp
Telegram



X