20 Eylül 2020 , Pazar
SESSİZLERİN SESİ, GERÇEĞİN GAZETESİ

BATIDA İLKOKULA BAŞLAYAN ÇOCUKLARDAN İSTENEN İLK ŞEY!

30 Haziran 2020



Şebnem Sema Tuncel

Bu yazımda, kitap-bitki-hayvan üçlemesi ile ilgili bir anımdan söz etmek istedim.

Londra’da okurken aynı zamanda bir İngiliz okulunda öğretmenlik de yapıyordum. 8 yıllık kesintisiz eğitim sistemi olan İngiliz okullarında kendi yaşamımı etkileyen pek çok şey gözlemledim. Örneğin; Batıda okula ilk başlayan 6 yaşındaki çocuklardan istenen ilk şey sınıfa bir kitap, bir bitki ve bir hayvan getirmeleri oluyordu.

Hayvan kedi köpek gibi büyükse sıra ile haftanın bir günü sınıfa getirebiliyorlardı. Balık, hamster, kaplumbağa, karınca, hatta solucan gibi küçükler ise çocuk isterse sınıfta yaşıyorlardı. Getirilen her bitki, saksısı ile pencere önüne konuyor ve etiketle sahibi belirtiliyordu.

Çocuklar her sabah okula geldiklerinde çiçeklerini suluyor, hayvanlarını besliyor, seviyor konuşuyorlardı. Sonra henüz okuma bilmedikleri halde getirdikleri kitabın içinden bir harf seçiyor ve onunla başlayan objeler çiziyor, harfi yazıyor vs bir sürü çalışma yapıyorlardı. Bunun nedenini sorduğumda, bu 3 ögenin çocuklara sevgiyi, sorumluluk duygusunu öğrettiğini, çevre bilinci ve ekip çalışmasını, doğaya ve/ya başkasına ait şeylere zarar vermemeyi, korumayı yardımı öğretmede çok önemli olduğunu söylemişlerdi.

Çocuklar doğa/hayvan sevgisi sayesinde doğadaki diğer canlılara ve onların yaşam haklarına saygı duyulması gerektiğini benimsiyor. Doğa, hayvan sevgisi ile aile dışındaki diğer insanları ve tüm canlıları koşulsuz sevmeyi öğreniyorlar. Onlara yardım ederken empati ve merhamet duyguları gelişirken, aynı zamanda sorumluluk duygusu da artıyor.

Yani Batının çocuğu köpek taşlamaz, karıncayı ezmez, sineği, kelebeği bir kavanoza koyup havasızlıktan ölmesini seyredip deney yaptım demez. Bitkileri çiğnemez, ağaçların da canlı olduğunu bilir, kesmez. Bir kitaptaki her harfin bile binlerce anlama anahtar olduğunu kavrar. Her kitap bir başka hazinedir ve keşfedilmeyi bekler çocuk okumayı öğrendikçe. Ve bu alışkanlıklar ömür boyu sürer böylece.

Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, “sosyal ve ekonomik olarak dezavantajlı ailelerde/ortamlarda yetişen fakat okuma sevgisi olan çocuklar, refah düzeyi yüksek olan ailelerde yetişen fakat okumayı sevmeyen çocuklara göre okul hayatında ve sonraki yaşamlarında daha başarılı oluyorlar çünkü çok okumanın getirileri bir çocuğun kendi geleceğini değiştirmesinde çok büyük bir etken oluyor”.

Eskiden bizim ülkemizdeki okullarımızda aynı olmasa bile çok benzerdi! Eskiyle kıyaslayınca içimiz hep cız ediyor. Pamukta fasulye yeşertirdik, hayvanları koruma konusunu hafta boyu işlerdik. Alfabemiz, diğer kitaplarımız doğa, ağaç sevgisi ile doluydu, şimdi ise 6-7 yaşındaki çocukların başlarını bürüyüp gelinlik giydirip fazilet sertifikası veren okullar doldu ülkem! Kahroluyoruz ama vaz geçmeyeceğiz… Biz çağdaş uygulamalara devam edelim evlerimizde, okullarımızda… İnanıyorum ki kazanan uygarlık olacaktır.

Bu okulda yapılanları evlerimizde uygulamak hiç zor değil. Günümüzde yaşananlar sadece bu iktidarın suçu değil tek başına. Bunların döneminde azdığı bir gerçek; ne yazık ki bu dönemde, çocuğa, hayvana taciz, doğa katliamı  vs ile ilgili önlemler ve caydırıcı cezalar koymayı bu iktidar ihmal etti, gelecek nesillere sevgi sorumluluk doğa bilinci vermenin önemini hiç kavrayamadı! Madem onlar çocuklarımızı önemsemedi, biz önemseyelim. İş yine başa düştü diyelim ve işe koyulalım!

Doğayı, hayvanı seven, okuyup bilgi ile donanan bir insan da asla çevresine zarar vermez çünkü hem kişisel hem toplumsal sevgiyi ve sorumluluğu bilir… Darısı başımıza!

Lütfen bir el atalım, şekilcilikten çıkıp yaşamı, sevgiyi sınıflara sokalım!

Sevgisiz, kindar, bağnaz nesiller değil, aydın, çağdaş, sevgi ve sorumluluk dolu Türk gençliğini bilimle donatılmış ortamlarda yetiştirelim.

WhatsApp
Telegram



X